Neden Değersiz Hissederiz

Neden Değersiz Hissederiz

Değersizlik Duygusu

Değersizlik duygusu hepimizin duygu literatüründe bazen kendine yer bulmuştur. Ancak dikkat çeken nokta şu; bazılarının hayatındaki değersizlik duygusu hep var ve bu duygu hiç gitmez.

Kişi içsel olarak kendini önemsiz ve değersiz görür. Kendi benliğine ilişkin inanç, hep yetersizlik üzerine inşa edilmiştir.  Kendini suçlama, kendini beğenmeme ve özgüven problemleri görülür.

Değersizlik duygusunu yaşayanlar genel anlamda üç kategoride bu durumu yaşamaktadır.

  1. Kabul edenler: İçindeki değersizliği törpüleme adına bazen alttan alan, ödün veren ve fedakarca davranan pozisyonundadır. Kişi bu pozisyonda sürekli kendinden veren kişidir.
  2. İnkar edenler: Bazen de oldukça özgüvenli davranışlar sergileyen ve çevresindekilerden kendisini üstün gören, sürekli eleştiren kişi pozisyonda olduklarını görürüz. Sürekli ben vurgusunu yapanların kendi içlerinde yoğun bir değersizlik duygusuyla yaka paça olduklarını ve içlerindeki yetersizlik sesini bastırmaya çalıştıklarını görürüz.

3.Bir referans noktası: Bazen de oldukça özgüvenli davranışlar sergileyen ve çevresindekilerden kendisini üstün gören, sürekli eleştiren kişi pozisyonda olduklarını görürüz. Bunun yanı sıra bedeni, işi veya sahip olduğu birtakım maddi ölçütler üzerinden kendi değersizlik duygularıyla baş etmeye çalışanların olduğunu görürüz.

Çevresindeki insanların ona verdikleri üzerinden kendi değer duygusunu yaşar. Yani çevresindeki insanların bakış açısına göre değerli ve değersiz hisseder. Bundan dolayı da bu insanların ruhsal dengesi sürekli sarsılır. (Başkalarının değerlendirmeleri)

Neden Değersiz Hissederiz

Değersizlik duygusu 0-10 yaş arasına bakar. Çocukluk döneminde ebeveynle ve dış dünyayla kurulan temasın bir ürünü olarak bugün ortaya çıkmıştır. Değersizlik duygusunu fazlasıyla yaşayan bir anne-babanın, kendi çocuğuna da bu duyguyu tattırdığını görüyoruz. Çünkü herkes kendinde olanı verir. Değerli hissetmiyorsan bu duyguyu da vermen mümkün gözükmüyor.

Koşullu bir şekilde sevilen ve takdir edilmeyen, sürekli olarak eleştiriye ve aşağılanmaya maruz kalınan bir çocukluk öyküsü karşımıza çıkıyor. Eleştirinin bir terbiye metodu olarak kullanılması değersizlik tohumlarını saçmaya yetiyor.

Kendi duygusu ve düşüncesi sürekli olarak eleştirilmiş ve susturulmuş çocukların yetişkinlik yaşamında kendi duygu ve düşüncelerinden ziyade çevresindeki insanların duygu ve düşüncelerinin peşine düştüklerini görürüz. Çünkü çocukluk yaşamından kalan miras kendi duygu ve düşüncelerinin yanlış ve güvenilmez olduğudur.

Yetişkinlik yaşamına geçtiğimizde negatif birtakım söylemlere oldukça sert tepkiler veren bireylerin olduğunu görürsünüz. Bazı tetikleyici kelimelerin değersizlik duygusunu hemen hortlattığını görmekteyiz. Yankılanan her sözcük anne ve babanın sözcüklerinin kulağında çınlamasına kapı aralar.

Değersizlik Duygusuyla Baş Etme

Görülme duygusu varoluşumuzdan gelir. Çocukluk yaşantısındaki görülmeme hissi, sonraki hayatta görülebilme arzusuna dönüşür. Görülmemeyle, yok sayılmayla ortaya çıkan değersizlik hissini değerli olmaya çalışarak çözmeye çalışır kişi.

Fakat burada öncelikli olarak yapmamız gereken; içimizde bir yerlerde sürekli olarak ortaya çıkan bu duyguyu tanımak. Bizi bu duyguya sürükleyen öykümüz konusunda bir farkındalık yaşamak ve içimizdeki çocuğu iyileştirmenin buradan geçtiğini de unutmamak. Kendini kabulle beraber sana ait olan her duyguyu sahiplenmenle başlayacak iyileşme.

Bastırılan, yok sayılan ve hiç yaşanmamış olarak kabul edilen her duygu daha şiddetli bir şekilde yüzeye çıkmaya eğilimli olacaktır ve en nihayetinde bir gün yüzleşeceğiz. Yukarıda da ifade edildiği gibi kendi duygumuzu ve kendimizi kabulle başlayacak her şey. Benliğimizin tüm yönleriyle biz varız. Her bir parçamızı sahiplendiğimizde ve onları yok saymayı kabul ettiğimizde iyi olacağız. Kendimizi değerli görmeye ve kabul etmeye başlayacağız. Nitekim başkalarının bizi kabulü yine bizi kendimizi kabul etmemizden geçiyor. Bu olmadan bizim kendimizi değerli görmemiz zor olacaktır. Sürekli dış çevreden değer görme arzusunun peşine düşeceğiz ve bu değeri her göremediğimiz noktada ruhsal olarak parçalanmaya başlayacağız.

Değersizlik duygusunu çevremizden aldığımız geribildirimler ve onların bize karşı sergiledikleri bakış açılarıyla hissederiz. Yani burada göz önünde bulunduracağımız husus şudur; bizim değerimizi çevremizdeki insanların bakış açılarıyla bir noktaya taşımamalıyız. İçsel olarak değerli olduğumuza ilişkin telkinleri zihnimizde yankılanıp durmasına müsaade etmeliyiz.

 

NOT: Bu makale ve sitemizdeki diğer tüm içerikler bilgilendirme amacı ile hazırlanmıştır. Bu makale ve sitedeki bilgiler tıbbi bir tanı ve tedavi amacı taşımamaktadır. Sitedeki bilgiler ışığında bir ilaç tedavisine başlanması veya sonlandırılması kesinlikle önerilmez. Tanı ve tedavi gerektiren durumlar için mutlaka bir tıp hekimine başvurunuz. Bu makale ve sitemizdeki diğer tüm içerikler Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına aykırı sayılabilecek ilan ve reklam yapma amacı taşımamaktadır.