Narsisistik Kişilik Bozukluğu

Narsisistik Kişilik Bozukluğu

Dilerseniz öncelikle narsisizmin kelime anlamıyla başlayalım. Dilimizde bu kelimenin anlamı özseverlik; yani bireyin bedensel ve ruhsal bütünlüğüne karşı duyduğu hayranlık olarak tanımlanmaktadır. Buraya kadar her şey normal bu tanım ekseninde. Fakat narsist birey bu tanımın çok ötesinde birtakım özellikler barındırır kendinde. Öncelikle şunu yazının hemen başında belirtmemizde fayda var. Narsisizmi kendi içerisinde iki kategoriye ayırıyoruz. Normal ve patolojik diye tanımlanan iki kategori. Normal narsisizmde birey kendine karşı olumlu bir bakış açısına sahiptir. Kendi bedenine ve ruhuna karşı olumlu bir bakış açısına sahiptir. Bu olumlu bakış açısıyla öz güvenini inşaa eder ve dış dünyadan da bu olumlu geri bildirimleri almak ister. Kişi kendisine ilişkin hak ettiğine inandığı değeri dış dünyadan görme beklentisine girer. Ancak; bu beklenti karşılanmadığında narsistik yaralanma diye kavramsallaştırılan durumu yaşayabilir.

Patolojik narsisizmde birey tamamıyla dış dünyaya odaklanmıştır. Kendine ilişkin olumlu bir bakış ve geri bildirim çevreden gelecektir ve bunun üzerinden kendini var etme anlayışı hakimdir. Dışarıdan bakıldığında kişi kendi kendisine yeten bir birey olarak görülür ancak durum bunun tersidir. Aslında o çevresindeki insanların söylemlerine ve geri bildirimlerine muhtaçtır. Genel anlamda narsistik kişilik bozukluğuna sahip bireylerde görebileceğimiz temel özellikleri aşağıda sıraladık:

-Narsist kişi kendisini üstün ve önemli görür. Çevresindeki herkesten önemli ve değerlidir. Kendine yönelttiği olağanüstü değer algısını çevresindekilerden görmek ister. Bunu görmediğinde öfke, kızgınlık ve küçümseme davranışlarına şiddetle başvurur.

-Narsist birey bir bakıma yaşamın merkezinde kendini görür ve yakın çevresinde yer alan herkes de onun amacına hizmet eden figüranlar hüviyetindedir.

-Başka bireylerin duygu ve düşünceleri narsist bireylerin ilgi alanına girmez. Bu bireyler olabildiğince empati duygusundan uzaklaşmış ve bir bakıma kendi habitatlarında istek ve arzularının tatmini için uğraşıyorlardır.

-Narsistik kişiliğe sahip bireyler çevrelerinden gelebilecek eleştiri ve ikazlara kapalıdırlar. Bu durumu bir çeşit aşağılanma olarak görürler.

-Toplum tarafından yüceltilmek istenirler bu karşılanmadığında benlik saygıları hemen düşer ve ruhsal bir çökkünlük baş gösterir. Çünkü dış dünyanın söylemleri onlar için varlık sebebidir. İçlerindeki değerli hissetme mekanizması oluşmamıştır ve dışardan görülen kendine değer veren birey profili yapaylıktan öteye geçmemiştir.

-Kendini çok özel görür. Toplum tarafından önemsenmeli ve ciddi anlamda değer görülmesi gerektiğine inanarak özel yeteneklerinin olduğuna inanır.

-Büyüklenmeci, kibirli ve bencil davranışlar en temel özellikler arasında görülmektedir. Bulundukları ortamda en iyisi onlar olmalıdır. Onlardan daha başarılı veya daha çok ilgi gören bireylere tahammül edemezler.

-Bazı narsistler başkalarını ezerek var olurlar. Bazı narsistler ise başkalarını mutlu ederek ve aynı zamanda övgü ve hayranlık kazanarak değerli olduklarına ilişkin hissi deneyimlerler.

-İstismara uğramış bireylerinde narsist bir örgütlenmeye yönelmeleri muhtemeldir. Çünkü istismar edilen birey çaresizlik ve acı yaşar. Maruz kaldıkları davranışı bu kez kendileri başkalarına karşı sergileyerek bu çaresizlikten ve utançtan kurtulmaya çalışırlar. Dolayısıyla ben merkezli ve empatiden uzak bir kişilik yapısı oluşmaya başlar.

Narsisistik Kişilik Bozukluğunun Nedenleri

Narsistik kişilik bozukluğu da diğer birçok psikopatolojik durum gibi çocukluk yaşantısındaki deneyimlerin rolünü önemli ölçüde etkili olduğu gerçeğini bize gösteriyor. 0-6 yaş arasında edinilen deneyimler ve ebeveynlerle kurulan sağlıklı ilişki bireyin sonraki yaşamında oluşturacağı kişiliğin temelini oluşturmaktadır. Birey ilk çocukluk yaşantısında anne ve babası tarafından koşulsuz bir şekilde sevildiğine dair içsel temeli oluşturmuşsa sonraki yaşantısında da daha güçlü bir birey olarak yaşamına devam etme olanağına kavuşmuş olacak. Ancak anne çocuğu işgal ediyorsa ve kendi varlığını çocuk üzerinden var etmeye çalışıyor ve çocuğu belli kalıplar içine yerleştirerek kendine bağlıyorsa; çocuğun kendisi olmasına ve kendi benliğini sağlam temeller üzerine inşaa etmesini beklemek ütopik bir yaklaşımdan öteye geçmeyecektir.

Narsisistik kişilik örgütlenmesinin altında yatan en önemli temel de aslında yukarıda ifade edilen durumlardır. Baskıcı ve çocuğun kendisi olmasına müsaade etmeyen bir anne profilini görmekteyiz. Narsistik kişilik bozukluğuna sahip birey hayatı boyunca anne tarafından kimliksel bir işgale maruz kalmıştır. Bir bakıma biblo gibi yetiştirilmiştir. Fakat gelinen son noktada bu birey tepkisel bir kimlik bağlamında narsist ve isyankar profile bürünmeyi kendisi için var olmaya çalışmanın bir zırhı olarak seçecektir.

Çocuk anne tarafından onaylanmaz ve yok sayılırsa, bu sefer çocuk kendinden, neşesinden ve üzüntüsünden vazgeçerek annesinin duygularına göre hareket eder. Annenin bedenine, sesine ve bakışına göre hareket eder ve annesini mutlu etmeye çalışır. Bu şekilde büyüyen bir çocuk sonraki yaşantısında hep ‘‘başkaları ne der’’ söyleminin ağırlığıyla bunun üzerinden kendini var etmeye çalışır ve narsisizme doğru ilerler. Aslında olması gereken annenin çocuğun duyguları, neşesi ve üzüntüsüyle senkronize olmasıdır. Çocuğun duyguları onaylandığında ve kabul gördüğünde çocuk kendisini ve duygularını sahiplenme yoluna gidecektir.

Narsist birey çocukluk yaşantısından kalma değersizlik hissini aşmaya çalışır ve bunun için çabalar. Fakat her başarısızlıkta çocukluk yaşantısından kalan değersizlik hissini tekrar deneyimler. Rezil olma ve incinmeyle beraber bu durum sosyal fobiye de kapı aralar. Çünkü bu birey tekrar başarısız olmak istemeyecek ve olabildiğince sosyal etkileşimden uzak duracaktır.