Çocuğun Sınırlarının İhlal Edilmesi

Çocuğun Sınırlarının İhlal Edilmesi

İnsanın dünyaya merhaba dediği ilk doğum anı ve anne karnındaki serüveni de göz önünde bulundurursak; ilk temasta bulunduğu kişi annedir. Anneyle kurduğumuz bağ ve temas sonraki ilişkilerimizin referans noktasını oluşturacaktır. İlk çocukluk döneminde anne ve çocuk arasında kurulan kaliteli iletişim ağı ve çocuğa karşı koşulsuz kabul şeklinde gerçekleşen sevgi ve şefkat o çocuğun sonraki yaşantısında inşa edeceği kişilik ve kimlikte fazlasıyla kendini gösterecektir. Anne tarafından yeterince sevilmeyen ve sevilmesi bir koşula bağlanan çocukların kendilerini değersiz ve sevilmeye layık olmadıklarını hissettiklerine şahit olmaktayız. Çocuğun kafasında hep annenin istek ve beklentilerine göre şekillenen bir düşünce ağının yansıması görülür dışarıdan. Çünkü çocuk ebeveyninin yorum ve beklentilerini bir bakıma emir gibi görür ve kendi içindeki istek ve arzuları bir kenara bırakarak annenin isteklerine göre kendini şekillendirme telaşına düşer.

Artık kendi içindeki dünyaya yabancı ve aynı zamanda kendi isteklerinin yanlış olduğuna ilişkin bir düşünce geliştirecektir. Bu durum kendine güvenmeyen ve bağımlı kişilik örgütlenmesinin oluşmasına kapı aralayacaktır. Hiçbir zaman kendisi olmasına izin verilememiş çocukların yetişkinlik döneminde kendi kararlarını almaları ve bu kararlar sonucunda sorumluluk çerçevesinde hareket etmelerini beklemek, hayalci bir beklenti olmanın dışında bir şey ifade etmeyecektir. Çünkü çocuk, hep anne tarafından işgale uğramış ve çocuğun sınırlarının korunmasına olanak verilmemiştir. Örneğin tuvalet problemi yaşayan çocuklara baktığımızda anne işgalinin yoğun olarak yaşandığına şahit olmaktayız. Kendi bedeni, kendi mahremiyeti ve kendi kakası hakkında söz hakkı olmayan çocuk, bu sefer isyan bayrağını çekecek ve benim olan bir şeyi benden alamazsınız dercesine kakasını yapmamaya başlayacaktır. Çocuk kolunu bir yere çarpar anneden çığlık tepkisi gelir. Annelik iç güdüsünün dışında; verilen bu tepkiler çocuğun kendi vücudunu bile sahiplenmekten vazgeçmesine ve olabildiğince kendisine karşı acımasız şekilde davranmasına neden olacaktır.

Yine bir başka örnekte; öpülmek istemeyen çocuğun yaşadıklarına bakalım. Çocuk öpülmek istemez ama anne ısrarla çocuğun öpmesine fırsat vermesi için direktifler verir çocuğa. Anne ‘‘ama o amca seni seviyor, sana şeker verecek, sana çikolata verecek’’ söylemleriyle bir kez daha çocuğun bedeni ve düşünceleri üzerindeki işgalini sürdürmeye devam eder. Evet çocukluğumuzda ne kadar kendimiz olabilmiş ve bu anlamda saygı görüp işgale uğramamışsak sonraki yaşantımızda da kendimize ilişkin bakış açımızın daha sağlıklı olacağına kuşkumuz olmamalı. Bu durum hem kendimiz hem gelecekteki ebeveyn profilimizi yeterince etkileyecektir. Çünkü annesi tarafından sınırları ihlal edilmiş bir birey gelecekte anne veya baba olduğunda; kendi çocuğuyla olan ilişkisinde sınır probleminin yaşanması olasıdır. Ebeveyn olarak her fırsatta çocuğun duygularını ifade etmesine olanak tanımalı, çocuğun acısını yok saymamalı ve onu dinlemeye hazır olduğumuzu göstermeliyiz. Duygu ve düşüncesi yok sayılmayan, acısı görmezden gelinmeyen çocuk kendine ilişkin güven duygusunu daha derin yaşayarak kendini değerli hissedecektir.

Bu, değerli hissetmeyi ebeveyn hem ruhsal olarak hem de fiziksel olarak çocuğuna hissettirebilmeli ve ona sarılmaktan korkmamalı.  Bu durumun çocukta farklı davranış problemlerine kapı aralayacağına ilişkin yanlış düşüncesinden vazgeçmeli. Aksine çocuk anneyle olan bedensel temastan yoksun kalırsa bir takım davranış sorunları görülebilir. Anne çocuğuna sarılmalı, saçını okşamalı ve bedensel olarak yabancılığın oluşmasına fırsat vermemeli. Tabi bu durumu yine aynı şekilde; koşulsuz bir yönelmeyle gerçekleştirmelidir. Herhangi bir şarta bağlı olmamalı bu durum.

Ebeveyn çocuğuyla oyun oynayabilmeli. Çünkü çocuğun dili oyundur. Oyun yoluyla çocuk kendi içindeki dünya ve çevresindekilerle ilişki kurar. Bu yolla hayatı ve yakın çevresini tanır. Bu yolla sınırlarını ve duygu, düşüncelerini dile getirir. Eğer çocuğumuzla bağ kurmak istiyorsak çocuğumuzla günün belli saatlerinde oyun oynayabilmeliyiz. Onunla fiziksel olarak aynı seviyeye inmeli ve onun dünyasına yabancı olmadığımızı ve duygu, düşüncelerini dinlemeye hazır olduğumuzu oyun oynayarak gösterebilmeliyiz. Çünkü, çocuk için oyun bu yaş diliminde doğal bir iyileşmenin merkezidir. Yaşadığı kötü duyguları attığı doğal bir iyileşme habitatıdır.

Özetleyecek olursak; anne, çocuğu üzerindeki ruhsal, zihinsel ve fiziksel işgale fırsat vermemeli ve bu denklemin bir parçası olmamaya özen göstermelidir. Aşağıda ifade edilen sınır problemlerine ilişkin davranışları sergilemekten kaçınmalıdır.

*Çocuğun istek ve arzularını yok saymak.

*Çocuğun izni olmadan bedeni üzerinde bir takım istekleri yapmaya zorlamak; öpülmesi ve dokunulması.

*Çocuğun mahremiyetine saygı duymamak.  Banyoda, tuvalette bu sınırları ihlal etmek ve ulu orta her yerde çocuğun altını değiştirmek.

*Çocuğun acısını ve duygusunu yok saymak.

*Çocukla vakit geçirmekten kaçınmak. Bu yol sınırların korunmasından ziyade ihlal edilmesine neden olacaktır,

*Çocuğu hep bir şarta bağlı olarak sevmek. Örneğin, uslu çocuk olursan severim gibi. Çocuk, bu  yaş itibariyle kendi içindeki dünyaya sadık kalarak hareket ettiğinde bir suçluluk duygusu geliştirecektir. Çünkü uslu olmamış ve annesinin sevgisinden mahrum kalmıştır.